2000 yapımı Yi Yi (Türkçe anlamıyla “Bir İki”), Tayvan Yeni Dalgası’nın önemli yönetmenlerinden Edward Yang tarafından yazılıp yönetilmiş ve o yıl Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazanmasıyla dikkat çekmiştir. Film, üzerinden yaklaşık 25 yıl geçmesine rağmen sinema tarihindeki en etkili bireysel ve toplumsal psikoloji anlatılarından birine sahip. Yaklaşık üç saatlik süresiyle bir toplumsal aile anlatısı çizer; ancak dramatik anlamda yüksek gerilimli bir olay örgüsüne değil, gündelik hayatın kırılmalarına, içsel çatışmalara ve üç farklı hayal kırıklığı türünün doğal bir şekilde dışarıdan anlatımına odaklanır. Bu yazıda bu üç karaktere ve yaşadıkları hayal kırıklıkları portrelerine odaklanacağız.
Ailenin anneannesinin felç geçirmesi ve anne Min Min’in ona bakıcılık yapmaktan bunalıp bir budist tapınağına gitmesi ile oluşan ortamda ailenin farklı krizler yaşayan üç üyesi mercek altındadır. Baba NJ, büyük kızı Ting Ting ve küçük oğlu Yang Yang. NJ, bu ailevi sıkıntı ve iş hayatıyla ilgili sıkıntılar yaşadığı bir dönemde eski sevgilisi Sherry ile karşılaşır. Bu, içinde yıllar önce sönmüş bir ateşi yeniden alevlendiren bir kıvılcım çakar. Sherry ile yeniden zaman geçirmeye başlayınca iki karakterimiz de kendi ailelerine sahip olmalarına rağmen hala birbirlerinden hoşlandıklarını fark ederler. Sherry yeniden bir araya gelmelerini teklif etse de NJ ailesi varken artık bunun doğru olmadığını hisseder ve istemeden de olsa bu ilişkiden çıkmak zorunda kalır.
Kızı Ting Ting de yine babası NJ gibi aşkla ilgili bir hayal kırıklığı yaşar. Aynı binadan ve okuldan arkadaşı olan Lili ve sevgilisi Fatty’nin ilişkilerinden haberdardır. Bu ikilinin sıkıntılar yaşadığı ve ayrıldığı bir dönemde Fatty’den hoşlandığını farkeder. Birkaç buluşmaya çıkarlar. İlk bakışta kendi gibi Fatty’nin ondan hoşlandığını düşünür. Daha önce ilişkisi olmamıştır ve bu bir nevi onun ilk aşkıdır. Fakat bir süre sonra Lili bu durumdan haberdar olur ve Ting Ting’i suçlar. Belli bir süre sonra Fatty ve Lili yine barışır ve yeniden sevgili olur. Bu durum karakterimiz Ting Ting’in romantik beklentilerini yüzüstü bırakır.
Üçüncü hayal kırıklığını ailenin en küçük üyesi, 8 yaşındaki Yang Yang yaşar. Onun hayal kırıklığı görünüşte daha basit gözükse de yaşı itibariyle üzerinde daha çok etki bırakacak bir durumdur. Yang Yang bir türlü okulu ve çevresiyle uyum sağlayamaz. Çünkü onun kendine has ve beklenenden farklı istekleri vardır. Bir fotoğraf makinesi alır ve insanların enseleri, sıva çatlakları ve değişik nesneler gibi alışılmadık fotoğraflar çeker. çeker. Değişik objeleri, duvarlardaki çatlakları çeker. Bunun için okuldan bile kaçar. Neşeli bir çocuktur ama kendini sürekli kötü durumların içinde bulur. Öğretmeni onu azarlar, resimleriyle dalga geçer. Kendi kendine yüzme öğrenmeye çalışır. Genelde diğer insanlar tarafından anlaşılamaz. Yang Yang’ın hayal kırıklığı toplumsal anlaşılamamayı temsil eder. Üç karakterimiz de zaman zaman felç haldeki anneanneleri ile konuşup içlerini dökerler, pişmanlıklarını paylaşırlar. Gelin bu üç karakteri ve hayal kırıklıklarını daha detaylı inceleyelim.

NJ orta yaşlı, zeki ve dürüst bir mühendistir. Hayatının kaçırılmış fırsatlarla dolu olduğunu düşünür ve karakter olarak karamsardır. NJ’in hikâyesi filmdeki merkezindeki hayal kırıklığı anlatısıdır. Bir tür orta yaş krizi yaşayan NJ, sürekli hayatında farklı seçimler yapmış olsaydı ne olurdu sorusuyla yüzleşir. Eski sevgilisi Sherry ile tekrar karşılaşması, geçmişteki alternatif hayatlar ihtimalini ve pişmanlığını daha da gözünün önüne çıkarır. Buna ek olarak NJ’in işinde de karakterinden ortaya çıkan bir uyuşmazlık mevcuttur. Şirket içindeki genç yöneticilerin yüzeysel kâr hırsı karşısında kendi etik değerlerini savunur ama dinlenmez, etkisiz kalır. Kapitalist rekabet düzeninde dürüstlüğün avantaj değil dezavantaj olduğunu fark eder. İşine karşı bir yabancılaşma yaşar. Sherry ile yeniden görüşmesi onu hala sevdiğini anlamasına yardımcı olsa da bunun artık imkânsız ve çok bencilce olacağını anlar. Sherry ile ailesinin onu mühendislik okumaya zorlaması yüzünden bir kavga yaşayıp ayrıldığını öğreniriz. Bu yüzden aslında işi ve hayatının genel gidişatını da etkilemiş bir karardır. NJ’in trajedisi dramatik bir çöküş değil, sessiz bir farkındalık ve kabullenmeye doğru evrilir.

Ting-Ting’in hayal kırıklığı daha duygusal bir düzlemdedir. Ergenliğin kırılgan yıllarında, 12 yaşında ilk aşkını yaşar ve aşkın düşündüğü kadar saf olmadığını, hayatın acımasızlığını öğrenir: Hoşlandığı erkek, günün sonunda onu bırakıp en yakın arkadaşıyla ilişki yaşar. Bu durum belki de birçoğumuzun insan olarak aşina olduğu kurulan romantik hayallerin gerçekliğin acı dünyasında yıkılması hissidir. Haliyle bu da Ting Ting’i yıkar. Bir süre sonra sevdiği çocuk Fatty sevgilisi Lili’nin annesiyle yasak bir ilişki yaşayan okullarındaki öğretmeni vurur ve bu yüzden hapse girer. Ting Ting incinmiş psikolojisi ile belki bu durumda bile eğer sevgili olsalardı Fatty’nin hapse girmeyeceğini düşünüp kendini suçlar. Ting Ting yapı olarak sessizdir. Duygularını açıkça ifade etmez. Büyükannesi ile konuştuğu sahnelerde aslında kendi iç sesini duyarız. Onun evde olduğu sırada anneannesi felç geçirdiği ve kendisi bir şey yapamadığı için kendi içinde bu ölümden belli bir seviyede suçluluk yaşar.

Yang-Yang, filmde en saf ama en felsefi olarak derinlikli karakterdir. Fotoğraf makinesiyle insanların enselerini çeker, bu insanın hayatı tek bakış açısından görmekle kısıtlı oluşuna dair bir metafor olarak yansıtılır. Sorunca “İnsanlar kendi arkalarını göremez.” der. Onun hayal kırıklıkları daha mikro düzeydedir: Okulda öğretmeni tarafından yanlış anlaşılır. Yetişkinlerin çelişkili davranışlarını fark eder. Hayatın adil olmadığını gözlemler. Ancak Yang-Yang’ın hayal kırıklıkları yıkıcı değil daha çok yapıcıdır. Onunki daha çok keşif aşamasıdır ve karakterini şekillendirecektir. Hayatın farklı yönlerini keşfeder ve anlam çıkarmaya çalışır. Farklı olmanın bir ortamda dışlanmanın, hor görülmenin ve belki de sosyal izolasyonun ilk örneklerini deneyimler. Toplumun ne kadar katı ve yargılayıcı olduğunu, bireyler üzerinde sürekli bir baskı kurduğunu görür. Yang Yang bizim filmde yaptığımız gibi çevresindeki olayları izler ve onları kaydeder. Yönetmenin soyadını taşıyan karakterimiz onun küçüklüğü olup olmadığını net olarak bilemesek de onun sinemayı anlamlandırma biçimini gösterir. İnsanlara göremedikleri yanlarını göstermek.
Yi Yi, orta sınıf bir ailedeki üç kuşağın üç farklı üyesinin üç farklı hayal kırıklıklığını paralel bir biçimde anlatır. Bu yönüyle tam olarak “slice of life” adı verilen hayattan bir kesit sunan sinema alt türüne örnek olarak verilebilir. Hayat tüm karmaşıklığıyla basitleştirilmeden ham haliyle karşımızdadır. Filmde NJ, Ting Ting ve Yang Yang’de gördüğümüz üç hayal kırıklığı sırasıyla, hayattaki tercihlere yönelik pişmanlıklar, tek taraflı aşk acısı ve toplumsal anlaşılamama olarak sınıflandırılabilir. Karakterler kendilerini zaman zaman hem kendileriyle hem “ötekilerle” hem de toplumla, sistemle bir tezat içerisinde bulur. Film, çoğunluğun hayatın hiçbir aşamasında tam olarak tatmin olmadığını karakterlerin pişmanlıklarıyla gözler önüne serer. Çocuklukta anlam arayışı, gençlikte duygusal arayışlar, yetişkinlikte ise geçmişe yönelik pişmanlıklar vardır. Ancak Yang’ın yaklaşımı tamamen negatif değildir. Hayatın eksikliği, onu paylaşma ihtiyacını doğurur. Yang-Yang’ın finalde yaptığı konuşma filmin tezini özetler: İnsanlar birbirlerine hayatın göremedikleri yarısını göstermelidir. Yang Yang da bu yüzden kamerayla hayatın görülmedik yüzlerini çekmektedir. Sinemanın da bir işlevi budur: başkalarının perspektifini deneyimlemek.
Anlatıda sinematografik olarak ise doğal, durağan planlar ve geniş kadrajlar öne
çıkar. Yang karakterleri çoğu zaman cam yüzeylerin arkasında, kapı aralıklarında ya da mekânsal çerçeveler içinde gösterir. Bu görsel tercih yine filmin temel teması olan insanın hayatı hiçbir zaman bütünüyle görememesi fikriyle el eledir. Sonuç olarak Yi Yi, olay örgüsünden ziyade bilinç düzeyinde ilerleyen bir filmdir. Tek bir hikayeyi değil, günlük hayatta da olduğu gibi iç içe geçmiş birçok hikayeyi bir arada anlatır. Modern bireyin kaçınılmaz hayal kırıklıklarını dingin bir estetikle ele alır. Yi Yi’deki hayat tam değildir, ama tam olmaması onu anlamsız veya yaşanılmaz kılmaz. Hayatı Yang Yang’ın da dediği gibi başka bir açıdan görüp kabullenerek eksiklikleri ile birlikte yaşamak, kim bilir, belki de insan olmanın temel ve kaçınılmaz bir koşuludur.




